1 Temmuz 2014 Salı

Yeter!

Üniversiteye yeni girmiştim ve 120 kilonun üzerindeydim. 5. sınıftan beri kilo vermeye çalışıyor, asla başarılı olamıyordum. Sürekli başarı hikayeleri okuyor, motive oluyor, diyete giriyor ve bir süre sonra demotive olup bırakıyordum. Spora yazılıyor, iki hafta gidiyor, kendimi Nazi kampında gibi hissedip onu da bırakıyordum. Her zaman yanımda olan ve hayatı boyunca çok kilolu olmuş kızının bu durumunu çok iyi yönetmiş annem bile sağlığım için endişelendiğini söylüyor, babam 400 kilo da olsam beni seveceklerini sadece bir yerime bir şey olursa çok üzüleceklerini anlatıp duruyordu.

İlkokulda ve ortaokulda herkes acımasızca kilomla dalga geçerken, ben sakin ve sessiz kalıyor, geceleri yatmadan ağlama nöbetlerine giriyordum. Gözlerimi sımsıkı kapatıp ''Allah'ım lütfen, zayıf yap beni'' diye dua edip öyle uykuya dalıyordum. Rüyalarımda kendimi hep zayıf ve erkeklerin ilgi odağı olarak görüyordum. Bitmesinler diye uykularımı sürdürüp, gerçekliğe uyandığımda her zamanki mutsuzluğuma geri dönüyordum.

Kaynak: http://www.jendavisphoto.com/index.php

Yıllar geçtikçe dışarıdan bakıldığında sorunsuz gözüken hayatım, üzerime bir yük gibi biniyor, başıma gelen her şey kilo sorunumla ilintileniyordu. Hayatımda yaşadığım hiçbir başarı, gittiğim hiçbir tatil ya da isteyip elde ettiğim hiçbir şey beni rüyalarımdaki görüntüm kadar mutlu edemiyordu. Ve ben öğrenilmiş çaresizliğimle artık denemeyi bile bırakmış, kendimi daha çok yiyerek bu dipsiz kuyunun içine sürüklemeye devam ediyordum. 

Her şeye yiyerek tepki veriyordum. Her şeye ve herkese karşı kızgın ve kırgındım. Giyemediğim etekler, olmayan erkek arkadaşım, çöken ayak tabanlarım, yürüyemediğim yollar, olmayan bedenler, yüzümü hiç güldürmeyen tartılar, asık suratlı diyetisyenler ve kilo vermem gerektiğini göz muayenesinden sonra bile araya sıkıştıran doktorlar içimde bir çöplük oluşturmuştu. 

Kaynak: http://www.jendavisphoto.com/index.php

Çoğu kafedeki sandalyelere otururken bacaklarımın yanları dışarı taşıyor, acıyordu. ''Ay buraya oturmayalım, ben buradaki sandalyelere sığamıyorum'' diye şakalar yapardım; arkadaşlarım da gülerek kendimle ne kadar barışık olduğumu söylerlerdi. Bakın ne kadar da şişmanım ve bu durumdan ne kadar da mutluyuma kendimi o kadar inandırmıştım ki, bir süre sonra bu duruma entelektüel bir temel yaratmaya başladım. Toplumsal güzellik idealleri, erkek egemen estetik algıları derken sanki hayatımın en büyük sorunu yok olmuş gibiydi. Ben doğruydum, diğer herkes yanlış. Agresifçe beni mutsuz eden her şeye kafa tutuyordum. İçten içe insanları küçümsüyor, spor yapıp sağlıklı beslenenleri dayatılan düzenin kölesi olarak görüyor, bunun dışında olduğum için garip bir gurur duyuyordum.

Erkeklerden nefret ettim. Benimle ilgilenmemelerinin tek sebebi kilolarımdı. Başka ne olabilirdi ki? Kafam çalışıyordu, komiktim ve sürekli belirttikleri gibi yüzüm de çok güzeldi. Her şeyi eleştiren, kimseyi sevmeyen bir insana dönüşmüştüm. O kadar uzun süre tenkit edildim ve hep eksiktim, hep başaramadığım TEK bir şey vardı ki, hayır, sorun bende değildi. Beni seven böyle sevsindi, yüzeysel adamlarla işim olmazdı..

Kaynak: http://www.jendavisphoto.com/index.php

Sevmediğim tek şeyin kendim olduğunu anlamam için tüm bu aşamalardan geçmiş olmam gerekiyordu. Çünkü böyle yaşamak da bir süre sonra beni o dipsiz mutsuzluğun içine düşmekten kurtaramadı. Evet hala insan hangi kiloda olursa olsun kendini sevmeliydi, hala faşist güzellik idealleri iğrençti; ama bunun arkasına sığınmak o sandalyeye sığamadığım ve bir kat merdiven çıkamadığım gerçeğini değiştirmiyordu. 22 yaşında, 125 kg bir kadın, gerçekten kendini sevebilir miydi? Ben sevemedim, hem de hiç.

En çok da kafama koyduğum her şeyi başarıp, beni travmalara sürükleyen ve neredeyse hayatı hiç yaşamamışım gibi hissettiren bu sorunu çözemediğime kızdım. Kendimle hesaplaştım uzun bir süre. Bozuktu ruh halim, mutsuzdum bir kere, rol yapıyordum sürekli, güçsüzdüm, kalbim kırıktı, hala sebepsizce kafamı yastığa koyup ağlıyordum. İçimdeki zayıflığın etrafına ördüğüm kalın yağ duvarları işe yaramamıştı. Güçsüzlüğümden tiksindim. Hayatın en başında ve en kolay zamanlarında böyle hissedemezdim. Hiç sevdiğim bir insanı bile kaybetmemişken, hiç yokluk nedir, açlık nedir bilmemişken, çoğu insana göre oldukça şanslı bir hayat sürerken kilolarımın bana yaşattığı azap kabul edilemezdi. Bir insan kendine bunu neden yapar? Gencecik bir ruhu hantal bir bedene neden hapseder?

Hayatımda yaşadığım her olumsuzluk, kilomdan bağımsız olsa bile, içimdeki mutsuzluğa çarpıp bana kilomla ilgili bir sorun olarak geri dönüyordu. Arkadaşlarım biten ilişkilerinin ardından en fazla 3 ay yas tutarken, ben senelerce kendime gelemiyordum. Neden? Çünkü benim alternatifim yoktu. Çünkü ben şişmandım. Her şey ama her şey bununla ilgiliydi. Hayatımın merkezinde ben vardım ve ben kendimi sevmiyordum. 

Yeter! Mezun oluyordum ve hayat gümbür gümbür geliyordu. Kendini seven, sağlıklı bir kadın için X ne kadar zorsa, benim için de o kadar zor olmalıydı. Dolmuşa binmek bile benim için bir külfetti. Otobüste ayakta gitmek, şoför ani bir fren yaptığında birinin üzerine düşme ihtimali yüzünden benim için bir zorluktu. Çünkü ben şişmandım, yolda yürürken düşmek benim için çok daha fazla utanç vericiydi. Her şey ama her şey daha fazla, daha ağır, daha çekilmezdi.

Yeter! Hayat böyle aptal detaylara günlerce üzülecek kadar kolay değildi. Hayat 30 yaşında yağ bağlamış iç organların iflası nedeniyle geberip gidecek kadar değersiz de değildi. Ve bunu değiştirmek benim elimdeydi. 

Yılların yaşanamamışlığı, mutsuzluğu, dalga geçilmişliği, birikmişliği, kırıklığı bir gün iyice bindi üzerime. Tüm bu iç hesaplaşmayı yaşadığım sırada, bir gün biri ''Pınar gibi mi olmak istiyorsun, yolda bile yürüyemiyor'' dedi birine. 

BAM!
Bir şeyler taştı içimden. 

2 Eylül 2013, 124 kiloyla başladım. Bugün 98 kiloyum. 

Seneye 60 kiloyum. 

İddiaya girelim mi?



8 yorum:

  1. mükemmel inş 60 olacaksın :) başarılar

    YanıtlaSil
  2. pınar merhaba.. seninle konuşmayalı çok uzun zaman oldu. bir gün gelip senin üzerindeki tüm yüklerden kurtulacağını biliyordum. seni, içini bildiğim için asla vazgeçmeyeceğini de biliyorum. biz büyüdük, değiştik belki ama senin neşen, kahkahaların hiç değişmedi. o kahkahalarla hayata meydan okurken şimdi alışılmışlıklarına da meydan okuyorsun. komik belki ama seninle gurur duydum.. unutulmuş arkadaşlığımızı hatırlayıp gülümsedim. neyse bu ayrı bir blog konusu olabilir:D

    ailene, Zeynep'e çok selam söyle..
    124 kilo da olsan, 98 de, 60 da sen yine benim kahkahaları ve gülüşüyle hatırladığım o şahane insan olmaya devam et olur mu?

    YanıtlaSil
  3. Canım benim :) bana kendimi hatırlattın. Ben sonunda zayiflaya bildim çok şükür ki ama bu seferde vücutta çatlaklar ve sarkmalarım var bir de onları hallettim mi tamamdır inşallah

    YanıtlaSil
  4. http://igg.me/at/iZVd83AS77E

    Merhaba. Ben Ayşen. 24 yaşındayım. İstanbul'da yaşıyorum. Boğaziçi Üniversitesi'nde son sınıf öğrencisiyim. Tüp mide ameliyatı olacağım, ancak maddi olarak yetersiz kalıyorum. 30.000 TL ye ihtiyacım var. Yukarıdaki linke tıklayarak, miktarı önemsiz, bana bu çıktığım yolda yardımcı olabilirsiniz. Hikayemi ayrıntılı okumak için linke tıklayın lütfen.

    Şimdiden teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  5. http://igg.me/at/iZVd83AS77E

    Merhaba. Ben Ayşen. 24 yaşındayım. İstanbul'da yaşıyorum. Boğaziçi Üniversitesi'nde son sınıf öğrencisiyim. Tüp mide ameliyatı olacağım, ancak maddi olarak yetersiz kalıyorum. 30.000 TL ye ihtiyacım var. Yukarıdaki linke tıklayarak, miktarı önemsiz, bana bu çıktığım yolda yardımcı olabilirsiniz. Hikayemi ayrıntılı okumak için linke tıklayın lütfen.

    Şimdiden teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  7. 17 yaşında 110 kilo bir kızım. Bütün gece ağladım sanırım, önceki birçok gece gibi. Motive olmak istedim ve bir blog aradım karşıma sen çıktın. En başından beri okudum tüm gece. 11. sınıftan 12. sınıfa geçiyorum ve üniversiteye bu kişi ile girmek istemiyorum. Şu an ki ben ile olmak istediğim ben arasında o kadar fark var ki... Hem fiziksel hem de zihinsel olarak. Kaçırdığım o kadar şey var ki bu lise yıllarımda.. Arkadaşlarım sürekli gezip eğlenirken insanların bana karşı olan bakışlarından dolayı kendimi eve hapsettim adeta. Gerçi ben psikolojik olarak umursamasam bile 15 dakika yürüdükten sonra acıyan bacaklarım beni engeller. Diyet hakkında birçok şeyi biliyordum ben de ve senin blogunu okuyarak birkaç şey daha öğrendim ve kendimi motive olmuş hissediyorum ama bu motivenin de geçeceğinden korkuyorum. Aynada kendime bakamaz oldum. Psikolojik olarak gerçekten çöktüm. Aynadaki kişiyi sevemiyorum. Aksine nefret ediyorum. Bencil, istikrarsız, tembel, asosyal. Hayalimdeki benden o kadar uzak ki. Ama artık bende bir yeter evresindeyim gerçekten. YETER. Kıyafet denerken kabinlerde ağlamaktan bıktım. YETER. Bacaklarım sürtündüğü için her ay pantolonumun yırtılmasından bıktım. YETER. İnsanların bana yazık ifadesi ile bakmasından bıktım. Asosyal olmaktan, aktivitelere katılamamaktan, hatta artık en yakın dostlarımı bile kendimden uzaklaştırmaktan bıktım. Senin yayınladığın o yazılardaki S.M.A.R.T.T ve diğer hedefi parçalama vesaire şeyleri yapacağım. Şu güne şu kiloda olacağım diye yazacağım ve olacağım da. 45 50 kilo olmak istemiyorum.Zaten daha önce de diyetisyenim benim için uygun kilonun 58-65 arası olduğunu söylemişti.Ben de ne diyeyim o zaman... Seneye 65 kiloyum. İddiaya var mısınız?

    YanıtlaSil
  8. Senle yasitiz ve ben de 90 kiloyum seni o kadar iyi anliyorum ki... disari cikmam, eve kapanirim yedikce yerim ailem mutsuz ben mutsuz, iki hafta sonra okula nasil gidecegim gitmek istemiyorum universite sinavina nasil hazirlanacagim dusunmeden edemiyorum omrum diyetlerle gecti valla abartmiyorum.. ne yapacsgimi bilemiyorum 17 yasinda hayatim mutsuzlukla gecti.. allah yardimcimiz olsun.

    YanıtlaSil