Yıllarca kilo vermek için belli sınırların içinde yaşamak ve bir maratonun içinde olmak nasıl bir his biliyor musunuz? Peki ya onca uğraşın sonunda hedefe ulaşınca yine de hayatı boyunca 55 kilo olmuş bir kadın bedenine sahip olamayacağını bilmek? Hayır, sen değil, ben hak ediyorum o bedeni. Sen yiyip yiyip kilo almazken, ben o kiloya inmek için senelerdir ağzıma onlarca şey sürmedim. Ateşim olduğu halde spor salonuna gittim. Aç uyudum. Sırf içki içmemek için kaç gece dışarı çıkmadım biliyor musun?
Göğüsler git gide sarkarken, göbek o kadar mekiğe rağmen yine de pek fazla karşı gelemiyor yerçekimine. Kilonun nereden nasıl gideceğine karar verememek de orantısız bir vücut bırakıyor geriye.
Belim inanılmaz inceldi, göğüs çevrem iki beden, göğüsün kendisi bir beden küçüldü. Kollarım bu yeni üst bedenimin formuna göre kalınlığını koruyor. Ve alt bedenim, asla incelmeyen devasa bacaklarımın üzerinde tahta kurusu gibi dümdüz popom da muazzam bir orantısızlık yaratıyor. Evet bir şeye dönüşüyorum ve bu dönüşümden genel olarak mutluyum; fakat bir şeyi eski haline göre tercih etmek yine de şu anki halin istenildiği gibi olduğu anlamına gelmiyor. Benim gibi çok fazla kilonuz varsa ve dolayısıyla yıllar boyu sürecek olan bir maratonun içindeyseniz stabil bir ruh hali ve düzenle ilerlemeniz pek mümkün değil.
Şöyle ki, bazen inanılmaz motive ve neşeyle devam ederken diyete ve spora, bazen de öyle bir ruh hali çöküyor ki üzerinize, hep sonrasını düşünüyorsunuz. Göğüslerim daha da sarkacak onları nasıl yaptıracağım, bu çatlaklar nasıl gidecek gibi bütün fazlalıkları verseniz bile sonrasında şişmanlığınızın kalıntılarını nasıl temizleyeceksiniz safhasına takılıyor aklınız.
Bu aldatıcı görsellere inanmayın. 25 kilonun üzerinde fazlası olan insanların böyle dümdüz bir kana ve sıkı kollara sahip olması, maalesef pek gerçekçi değil.
Asıl gerçekçi olan;
bu görüntüler.
İşte kafanızdan bunlar geçerken çaresiz bir şekilde bu tarz fotoğraflara bakıp duruyorsunuz gece boyu. Sonra kendinizi aman onu da sonra düşünürüm diye yatıştırırken bu sefer de bir sağlıklı yaşam blog'una denk geliyorsunuz ve orada aslında yediğiniz şeyin yanlış olduğunu, onun yerine başka bir şey yemeniz gerektiğini görüyorsunuz. Ertesi gün markete gidip o başka bir şeyi alıyorsunuz. Bu tava teflon bununla pişirmeyeyim, şunda ne kadar karbonhidrat var, proteini rezeneyle tüketeyim çünkü rezenenin içindeki maddeler midedeki protein parçalayıcı asitleri ortaya çıkarıyormuş, yumurtanın sarısını ayırayım, meyveyi süt ya da yoğurtla yiyeyim laktik asit fruktozun kana karışımını yavaşlatıyormuş...
Bir süre sonra manyak olacağım herhalde diye endişelenmeye başlıyorsunuz. İşte diyetisyensiz diyet yapmanın en büyük dezavantajlarından biri de bu sanırım. Her bilgiye o kadar açık oluyorsunuz ki, hemencecik etkileniveriyorsunuz. Az önce bir fitness antrenörünün sayfasında gezinirken sürekli kara buğday yediğini gördüm mesela. Ne ki bu kara buğday diye aklıma takıldı. Hemen alıp ben de katayım yemeklere diye geçirdim içimden. Sonra salatalara hiç yağ koymadığını gördüm, ben yağ koyuyorum diye kötü hissettim kendimi ve diyetime çeki düzen vermeliyim bak bu hiç yağ koymuyor tavukları da haşlamış hep diye geçirdim içimden.
Aslında eğer kendi yönteminiz ve doğrularınızla sağlıklı bir şekilde kilo verdiyseniz, aynı şekilde devam etmelisiniz. Ben bu tarz blog'lara bilgi edinmek için bakıyorum fakat bir süre sonra tüm bilgilerin beni ele geçirdiğini hissediyorum ve her şeyi kapatıyorum. Elbette ki vücudunda yüzde altı oranında yağ olan bir fitness antrenörünün yediklerini yemeye çalışmak başarısız bir girişim olacaktır.
Sanırım yine sürecin depresif kısmındayım. İştahım açık, diyeti bozmaya ve kaçamaklara oldukça meyilliyim, çok geç yatıp çok geç kalkıyorum, öğünlerim sarkıyor, içki içmemi gerektirecek okazyonlar oluyor ve mezuniyet vb. olduğu için de bu ay böyle geçecek. Tüm bu diyet dışı düzenin yörüngesinde dolanıyor olmam vicdanımı rahatsız ediyor. Vicdanım rahatsız oldukça ''acaba eskisi gibi yine diyeti bozup tüm bu kiloları geri mi alacağım?'' korkusu bastırıyor inceden. Sonra kendime şunu hatırlatıyorum, 8 aydır düşe kalka bir şekilde diyetteyim. 25 kilo verdim. En son 6 yıl önce gördüğüm iki haneli rakamlara inmeme gramlar kaldı. Geri dönemeyecek kadar çok yol aldım.
Kendimi fazla sıkmamak fakat belirli bir disiplini de bozmamak ana kuralımdı. Hala bu kurala uyuyorum. Kendinize yasaklar değil kurallar koyun. Hiçbir yol dümdüz değil, bunun farkındayım. Elimden geleni yapıyorum, bazen gerçekten çok yoruluyorum, bazen çok bıkıyorum; ama genel olarak nasıl değerlendirirsin bu sürecini derseniz, ''o kadar da zor bir şey değilmiş'' derim. Bir şekilde diyeti ve sporu hayatımın içine yedirmeyi başardım. Sanki hep böyle yaşıyormuşum gibi hissediyorum artık. Her ne kadar içten içe korksam da, geri dönmeyeceğimi biliyorum. Hedefim belli, yöntemim belli, ne kadar zamanda olacağını bilmiyorum; ama o tartıda 60 kg olduğumu görene kadar asla pes etmeyeceğim.
Saçma sapan bir yazı oldu değil mi? Depresif başlayıp umut dolu bitti. Başta da belirttiğim gibi bu blog benim ve isteyen herkesin iç dökme yeri. Hakemli sağlık dergisi değil. Gerçekten yazdığım gibi hissediyorum. Bu blog yapmacık fitness ve sağlık blog'ları gibi ''her şey çok güzel, doğada bir yürüyüşe çıkalım, ne kadar da güzeliz wow soya fasulyesinin tadı inanılmaz'' şeklinde değil; hepimizin kırıklıklarının, mutsuzluklarının, depresyonlarının da anlatıldığı ve aslında ''bakın zayıflayınca kimse Kate Moss olmuyor, deriler böyle sarkıyor'' bile diyebileceğimiz bir platform olsun istiyorum. Yanlış, eksik, sürreal temsil edilen gizli ötekiler olan şişman bireylerin tüm çıplaklığıyla ne hissettiklerinin anlatıldığı bir blog olsun istiyorum. Bazen tariflerin paylaşıldığı, bazen iç dökülen, bazen büyük gelen elbiselerin satıldığı, bazen de spor için motivasyon şarkılarının paylaşıldığı, bazen oldukça entelektüel, bazen de çok pratik ve hayat kolaylaştırıcı kadın programı tadında tavsiyeler içeren, en az ruh halim kadar karmakarışık ve sizlerin katılımıyla güzelleşen bu blog'u iyi ki açmışım. İyi ki sizler de ilgi gösterip okuyorsunuz.. Diyetin yorgunluğunu ve üzerimdeki bıkkınlığı yazıyı bitirmeden attım bile.
Siz de benim gibi hissediyorsanız anasayfadaki iletişim kutusundan bana yazabilirsiniz. Böyle hissedince kendinizi nasıl motive ediyorsunuz, nasıl devam ediyorsunuz, tavsiyelerinizi bekliyorum!






"Peki ya onca uğraşın sonunda hedefe ulaşınca yine de hayatı boyunca 55 kilo olmuş bir kadın bedenine sahip olamayacağını bilmek? Hayır, sen değil, ben hak ediyorum o bedeni. Sen yiyip yiyip kilo almazken, ben o kiloya inmek için senelerdir ağzıma onlarca şey sürmedim. Ateşim olduğu halde spor salonuna gittim. Aç uyudum. Sırf içki içmemek için kaç gece dışarı çıkmadım biliyor musun?" - Yazının bu bölümü çok sorunlu olmuş, resmen nefret söylemi içermeye yanaşıyor. "Sen yiyip yiyip kilo almazken" dediğin insan az ve öz yiyerek aksine seneler senesi bir disiplin tutturuyor. 120 kiloları görene kadar yiyip arkasından şikayetlenmeye hakkı olmayan asıl aşırı kilolular, o kadar tatlıyı yerken herşey güzel, sonra bunun öcünü en baştan bedenine saygı duymuş veya duymamış ama normal beslenmeyi başarmış insanlardan çıkarmak ve bu sırada kendi kilo verme çabasına sırf "su içsem bana yarıyor" söylemi üzerinden saygı duyulmasını beklemek.. çoook çok çok yanlış Pınarcım. Bir kere daha oku bu yazını derim, hangi bedeni kimin hak edip kimin hak etmediğine kimse karar verecek konumda değil.
YanıtlaSilOrada duygusal olarak birinin içinden geçen bir durumdan bahsediliyor. İtalikle yazılmasının sebebi bu. Bir statement değil yani. Duygusal bir buhran, iç döküş gibi. İçip içip eski sevgiline mesaj atmak gibi. Bu kadar ciddiye alınacak bir şey değil, yoksa yazdığın tüm ölçütleri bir feminist olarak zaten taşıyorum. ''120 kiloları görene kadar yiyip arkasından şikayetlenmeye hakkı olmayan asıl aşırı kilolular''. Kimin 120 kiloya nasıl çıktığını bilemeyiz tabi, dolayısıyla şikayet hakkının olup olmadığını da belirleyemeyiz bence. Sonuç olarak eğer bu yazı bir makale ya da deneme gibi bir şey olsaydı ve ''55 kilo olanlar değil asıl o kiloya inmiş olanlar hak ediyor zayıf bir bedeni.'' diye yazsaydım oldukça haklıydın. Ama burada çok basit anlık bir iç geçirmeden bahsediliyor, ''bazen aklımdan bunlar geçiyor'' gibi. Biraz over-analyse etmişsin, ama yine de teşekkür ederim kaygıların için.
YanıtlaSil