Üniversitede iletişim bilimleri okurken, belki de en çok ilgimi çeken ve üzerine yazıp çizdiğim konu reklamda cinsiyetçilikti. Eski dönem cinsiyetçi reklam afişlerini inceler, objeleştirilen kadın bedeni ya da ev hanımlığına mahkum görülen kadın figürü üzerine eleştiriler yazardım. Dizilerde, reklamlarda, filmlerde, haberlerde ve aklınıza gelebilecek her medya ürününde kadının nasıl konumlandırıldığı hep ilgimi çekti. Ve evet, hepimizin de bildiği gibi bu konumlandırma berbattı.
Pazarlama İletişiminin Evrimleşmesi
Pazarlama iletişimi, araştırma temelli bir disiplindir. Yani, toplumla ilgisi olmayan ya da sonradan üretilmiş bir içgörüyle hazırlanmış herhangi bir iletişim kurgusu barındıramaz; çünkü günün sonunda tek bir hedef vardır: daha çok ürün satmak. Bir bulaşık deterjanını en çok ve sık satın alan kitle ev hanımlarıysa, ev hanımlarının arzu nesnelerini, özendiği şeyleri ya da hayatlarından birtakım kesitleri deterjan reklamında onlara sunmak zorundasınız. Yani bazı ürünler için cinsiyetçi olmayan ya da politik olarak doğru bir reklam filmi çekemezsiniz. Dolayısıyla bugün 1950'lerdeki reklam afişlerini incelediğimizde "yok artık" dememizin sebebi, o dönemde yaşayan pazarlamacıların caniliğinden değil, aslında toplum dinamiklerinin evrimleşmesindendir.



