1 Ekim 2016 Cumartesi

"Özgür ve Güçlü Kadın" Trendi Bizi Neden Daha İyi Hissettirmiyor?

Üniversitede iletişim bilimleri okurken, belki de en çok ilgimi çeken ve üzerine yazıp çizdiğim konu reklamda cinsiyetçilikti. Eski dönem cinsiyetçi reklam afişlerini inceler, objeleştirilen kadın bedeni ya da ev hanımlığına mahkum görülen kadın figürü üzerine eleştiriler yazardım. Dizilerde, reklamlarda, filmlerde, haberlerde ve aklınıza gelebilecek her medya ürününde kadının nasıl konumlandırıldığı hep ilgimi çekti. Ve evet, hepimizin de bildiği gibi bu konumlandırma berbattı.

Pazarlama İletişiminin Evrimleşmesi


Pazarlama iletişimi, araştırma temelli bir disiplindir. Yani, toplumla ilgisi olmayan ya da sonradan üretilmiş bir içgörüyle hazırlanmış herhangi bir iletişim kurgusu barındıramaz; çünkü günün sonunda tek bir hedef vardır: daha çok ürün satmak. Bir bulaşık deterjanını en çok ve sık satın alan kitle ev hanımlarıysa, ev hanımlarının arzu nesnelerini, özendiği şeyleri ya da hayatlarından birtakım kesitleri deterjan reklamında onlara sunmak zorundasınız. Yani bazı ürünler için cinsiyetçi olmayan ya da politik olarak doğru bir reklam filmi çekemezsiniz. Dolayısıyla bugün 1950'lerdeki reklam afişlerini incelediğimizde "yok artık" dememizin sebebi, o dönemde yaşayan pazarlamacıların caniliğinden değil, aslında toplum dinamiklerinin evrimleşmesindendir. 

sexist ads ile ilgili görsel sonucu

16 Ocak 2016 Cumartesi

Neden Bu Kadar Şişman Olduğunuzu Hiç Düşündünüz Mü?

Herkese tekrardan kucak dolusu merhaba! Diyete geri dönüşümün ikinci haftasını tamamlarken, (henüz ikinci kez tartılmadığım için) şimdilik ilk hafta 2.6 kg verdiğimin haberini verebiliyorum. Sizlerin de çok iyi bildiği gibi, her zaman ilk hafta çok daha fazla kilo kaybı yaşanır. Daha sonra yavaş yavaş haftada ortalama 800 gr. - 1 kg kaybetmek sağlıklıdır. 

Neler yaptım, neler yedim, nasıl bir strateji izliyorum gibi konulardan bahsetmek yerine daha faydalı olabileceğini düşündüğüm, işin psikolojik boyutuna değindiğim bir yazı yazmak istedim. Kafamı toplayıp ve zaman bulup blog'a daha sık yazamadığım için de herkesten bir kez daha özür dilerim. 

Amerika'da bir üniversitede obez bireyler üzerinde yapılan bir araştırma sonucunda, beni de nispeten şaşırtan bir sonuç ortaya çıkmış. Obez bireylerle derinlemesine konuşulduğunda -özellikle de kadınların- çocukluklarında cinsel taciz vb. bir travmaya maruz kaldığı saptanmış. Araştırma, çocukluk yıllarında sözlü ya da fiziksel fakat mutlaka sarsıcı kötü bir olaya maruz kalan bireylerin yıllar boyunca yeme alışkanlıklarının da sürekli olarak kilo almayı tetiklediği, çünkü bu insanların bilinçsiz olarak kendilerine yağdan bir güvenlik kalkanı ördüklerini söylüyor. Cinsel tacize uğrayan bir kadın, sürekli kilo alarak vücudunun estetik formunu bozup kendini erkekler tarafından ilgi görmeyecek bir hale getiriyor. Tabi bunları bilinçsizce yaparken, bilinçli bir şekilde de erkekler tarafından ilgi görmediği için kilo vermeye çalışıyor, güzellik standartlarının dışında kaldığı için özgüveni kırılıyor, fakat ne yaparsa yapsın bir türlü kilo veremiyor. Sık sık yeme krizlerine giriyor, doysa bile yemeye devam ediyor. Kısaca, bilinç altı, bilinç üstünü sabote ediyor.

3 Ocak 2016 Pazar

Bir Geri Dönüş Yazısı: Kilo Almak Da Vermeye Dahil!

Herkesin yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım. Umarım bu yıl başta ben olmak üzere (buradaki protagonist ben olduğum için) hepimize sağlık, başarı getiren ve mücadelelerin sonuç verdiği bir yıl olur.

Öncelikle son yazımın neden neredeyse 1 yıl önce yazılmış olduğunu, o aradaki 1 yılda neler olduğunu ve şu an ne durumda olduğumu kısaca bir özetlemek isterim. Bildiğiniz gibi en son 125 kilodan 89 kiloya kadar inmiş olduğum bu serüvende, bir süre sonra, hayatımdaki majör değişiklikler entegre olduğumu sandığım düzeni yerle bir etti. Ya da ben buna izin verdim diyelim. 

Nasıl Başarmıştım?


Diyete başladığımda yani Eylül 2013'te, üniversite son sınıftaydım. Dolayısıyla öğrenci hayatımı sürdürmekteydim. Rahatça haftada 3 sporuma gidiyor, nispeten düzenli uyuyor ve sürekli olarak yemeğimi yanımda taşıyıp okulda çıkarıp yiyebiliyordum. Sonrasında okul bitti, fakat ben bir 6 ay işsizlik süreci yaşadım. Bu işsizlik sürecini de muhteşem bir avantaja çevirerek sporu haftada 4'e çıkardım, her yere yürüdüm, sürekli evde olabilme rahatlığı kendi yemeğimi pişirmemi sağladı derken 35. kilomu da bu şekilde vermiş oldum. 

Nasıl Boka Sardı?


Fakat daha sonra, bir buçuk yıl diyette olan ve her yere yemeğini yanında taşıyan bir insan olarak yavaş yavaş yorulmaya başladım (fiziksel olarak hiç olmadığım kadar dinç hissetmeme rağmen). Ara ara tabi ki diyeti bozuyor, kaçamaklar yapıyordum ama işin mental baskısı (''bu yaza bu işi bitirmem lazım artık'') rahatlamamı engelliyordu. Derken iş hayatı başladı, yoğun çalışmalar bazen gecelere kadar oturma gerekliliği, sunum yetişsin, takvimler bitsin vs. derken önce sporun meşalesini söndürdük. Daha sonra uyku düzenine elveda dedik. Ve en son olarak da beslenme düzeni kendini bıraktı. 

20 Ocak 2015 Salı

Diyete Neden Ara Verdim Ve Nasıl Geri Döndüm?

Herkese tekrardan merhaba!

En son 24 Ekim'de yazdığımı görmek beni hüzne boğsa da geri döndüğümün müjdesini vermek istiyorum. Son 3 aydır sporu ve diyeti biraz sıkılma, biraz da motivasyon kaybetme nedeniyle bırakmıştım. Aslında bunu bilinçli olarak yaptım, geri döneceğimden çok emindim. O yüzden bırakmak yerine ara verdim diyebiliriz.

En son halimle diyetten önceki halimin karşılaştırması
Çok uzun süre diyet yapınca, her Allah'ın günü yemeğimi yanımda taşıyıp o yemeğin çantaya akmasından, herkes restoranda ya da kafede güzel güzel yemek sipariş ederken benim BİM poşetine sarılı yemek kabından soğumuş tavuk çıkarmamdan biraz bunalmıştım. Bu zaten öngördüğüm bir şeydi. İş hayatına atılınca spor aksamaya başladı, eve çok geç saatte çok yorgun gelmeye başlamıştım. Yeme düzenim de bozulunca kendimi mutsuz hissettim ve sporu tamamen bıraktım.

24 Ekim 2014 Cuma

Ölçüm Sonuçlarım (Karşılaştırmalı)

Merhaba Sevgili Arkadaşlar,

Bugün aylar sonra spor salonuma detaylı ölçüme gittim. Spora başlayalı neredeyse 6 ay olmuş. 6 aya göre ağır fakat gözle görülür bir değişim yaşamışım. Sonuçlarımı sizinle de paylaşmak istedim.


''6 ayda sadece bu kadar mı?'' diyebilirsiniz; fakat bir yılı aşkın süredir içinde olduğum bu süreçte sürekli diyete bağlı kalmak mümkün değil. Arada sporu aksattığım, diyeti bozduğum, bir ay boyunca hiç dikkat etmediğim zamanlar oldu. Yağ oranımın %6.6 oranında düşmesine çok sevindim. Her ay %1.1 oranında yağ kaybetmişim. Yağdan fazla miktarda kayıp yaşamışken kas oranlarının çok az eksiye düşmesi de sevindirici. Tartıda kilo vermiş gözükebilirsiniz ama mühim olan yağdan kilo kaybetmeniz. Bunu görebilmek için de böyle detaylı ölçümlere ihtiyacımız var.

Hep dediğim gibi, tökezlemeler olabilir, mühim olarak geri dönüp devam edebilmek. Sizde durumlar nasıl? Bana yazmaya devam edin.

Görüşürüz!

10 Ekim 2014 Cuma

''Kendini Beğenmemek, Değiştirmek İstemek Suç Mu?''

Bugün şöyle biten bir mail aldım:

''...Kendini beğenmemek, değiştirmek istemek suç mu? İnsanlar mutsuz olduğumu neden anlamıyor? Ben böyle mutlu değilim diye bağırmadıkça neden göremiyolar neler yaşadığımı. Pınar Abla bazen çok zorlanıyorum. Ne yapmam, ne hissetmem gerektiğini şaşırıyorum. Hatta bazen sen kilolusun konuşmasan daha iyi bile demişliğim oldu kendime. Gerçekten kötü hissediyorum...''

Hepimizin hayatında kötü hissettiren, bazen majör depresyonlara sokan bazen sadece iç sıkıntısına neden olan hadiseler meydana gelir. Bundan kaçmamız mümkün değil. Bazı engelleri aşmak bizim elimizdeyken, bazen de elimizden hiçbir şey gelmez. Ben daha önceki yazılarımda da hep aynı şeyi savundum; eğer kendinizi sevmiyorsanız önce bunu çözmek zorundasınız. Kendinizi sevmemenin mutsuzluğu omuzlarınızdayken hayatta karşılaşacağınız her zorluk size iki üç kat daha fazla olarak geri dönecektir. İnsanlar size kendinizi ancak siz kendinizi değersiz görüyorsanız öyle hissettirebilir. Evet, kötü arkadaşlar kalbinizi kıracak sözler edebilir; ama bundan ne oranda etkilendiğiniz kendinizi gerçekten nerede gördüğünüzle ilgilidir. Bundan bir sene önce içimi acıtan cümleler kuran insanların hiçbiri şu an hayatımda değil. Aynı cümleleri şimdi duysam, bir saniye bile kafama takmayacağımı biliyorum. Ve evet benimle aynı mutsuzlukları yaşamış herkesin, bana bu maili atan kardeşimin dahi hayatını değiştirmek için bir adım atmasına dahi vesile olabileceksem, aynı şeyleri defalarca yazmaya devam edeceğim. 

17 Eylül 2014 Çarşamba

Hayatınızı Değiştirin

Herkese Merhaba!

Son bir haftadır bir iş için yurt dışındaydım, diyete asla dikkat edemediğim gibi çokça da bozmak zorunda kaldığımı söyleyebilirim. Dönünce birkaç gün de bu salaşlığı İstanbul'da devam ettirdim. Baya uzun süre spora da gidemedim ve sonuç olarak kilo aldım. Fakat eskisi gibi bu durum kafayı yememe neden olmadı, gayet olgunlukla karşıladım, çünkü çözümünü çok iyi biliyorum. Birazdan spora gideceğim ve eski diyet düzenime geri dönerek aldığım kiloları verip yoluma devam edeceğim. 

Diyet nasıl gidiyor sorularınıza kısa bir durum özetiyle yanıt verdikten sonra biraz diyetin neden sadece bir şeyler yememek olmadığından, hayatımda değişen şeylerden, açılan zihnim, gelişen özgüvenimden bahsetmek istiyorum.