28 Eylül 2013 Cumartesi

Girizgâh

Blog yazmak bana hep çocuk bakmak kadar külfetli bir iş gibi gelirdi. Hayatımın en sancılı döneminde de olsam, bahaneleri bırakıp elimi taşın altına koymaya karar verdiğimden beri (yaklaşık bir ay önce) hiçbir şeye erinmeme kararı aldım. 


Bu blog, sadece kilo problemleri olan insanlar için değil, kendiyle bir türlü barışamamış, özgüven eksikliği yaşayan ve hayatı boyunca nedenini tam olarak saptayamadığı derin bir mutsuzlukla baş etmek zorunda kalan herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir blog olsun istiyorum. Ben, kararımı verdim ve hem kendimi motive etmek, hem bu uzun yolda kendi gelişimimi somut olarak görmek, hem de benim gibi motivasyona ihtiyacı olan herkesi bir nebze olsun gaza getirebilmek maksadıyla yazıyorum.

Selam. Az önce tartıldım ve 118.5 kiloyum. En son ne zaman ''normal'' adledilen bir kiloda olduğumu hatırlamıyorum. İlk diyetisyene gittiğimde ilkokul 5. sınıftaydım. Diyetisyenin yapay yiyeceklerin bulunduğu bir panoya lazer pointer'ını tutarak; ''Sabahları bunu yiyeceksin, öğlen bunlar, bunlar da asla yememen gereken yiyecekler.'' dediğini daha dün gibi hatırlıyorum. Restaurant sahibi anne babanın şanslı bir çocuğu olarak hayatım güzel yemekler içinde geçti. Hele restaurantın üst katına taşındığımızda aklınıza gelebilecek her tür yemeğe istediğim miktarda sadece bir telefonla ulaşabilir hale geldim. Üstelik para ödemeden. İlkokul 5. sınıfta gittiğim diyetisyen sayesinde 5 kg verdim; sonra gitmeyi bıraktım. Kiloları geri aldım. Başka bir diyetisyen, kilo ver, fazlasıyla al. Şu diyetisyen ozon tedavisi uyguluyormuş, ona git, kilo ver, bırak, geri al derken hayatım diyetisyenlerin kapılarında, önce başarılı sonra büyük başarısızlık hikayeleriyle geçti. En ucuz diyetisyenden, ünlülerin gittiği diyetisyenlere kadar, yok efendim İsveç diyetinden, Dukan'a, Karatay'dan Hollywood diyetine kadar her şeyi denedim. Evet kilo verdim, fakat sürdüremedim. 

Hayatımın en başarılı kilo verme deneyimini lise üçüncü sınıfta yaşadım. Sanırım 110 kilo civarındaydım. Maltepe'de şu an yerinde özel hastane olan bir tıp merkezine gittim. Merkezin en alt katında bir spor salonu vardı ve satın aldığım pakete psikolog, diyet ve spor hizmetleri dahildi. Gayet uygulanabilir bir diyet ve sıkı bir spor programıyla 20 kilo verdim. 90'lı kilolara düştüğüm o anı hiç unutmuyorum. Hiç hissetmediğim kadar güzel hissetmekle kalmayıp müthiş bir özgüvene sahip olmuştum. Beni gören herkes ''Pınar inanılmaz kilo vermişsin, böyle devam et.'' diyordu.

Lise 3, yaz, Bodrum


Lise 3, yaz sonu, Amerika (en sağdaki benim)

Aylarca sürdürdüğüm bu program lise son sınıfın üniversite sınavı stresiyle son buldu. Stres ve sınav kaygısıyla yedikçe yedim. Akşam geç saatlere kadar okulda kalıp test çözerken ne kadar kilo aldığım umrumda değildi. Hedefe kitlenmiştim. Galatasaray'ı istiyordum ve kilo problemimi göz ardı edip sadece bu hedef uğrunda kendimi heba ettim. Liseyi birincilikle bitirdim, kürsüye çıkıp konuşma yaparken kendimden emin ve güçlü hissediyordum. Keşke böyle hissetmek için üstün başarılar göstermek zorunda kalmasam ve hep böyle hissetseydim.

Lise mezuniyeti, ulusa sesleniş

Sınav sonuçlarının açıklandığı gün, hayatımın dönüm noktasıydı. ÖSYM'nin sitesinde Türkiye Sözel-2 216.sı yazıyordu. Sevinçten çıldırdığımı, annemin babamın ağlamaktan konuşamadığını hatırlıyorum. Kendime koyduğum bu hedefe ulaşmış olmanın yarattığı özgüvenle üniversite hayatım başladı. Şimdi artık kilo verme zamanı diye kararlar alırken bir bakmışım ki üniversite son sınıftayım.

Hazırlık, Fransızca öğreniyorum çok stresliyim okul çok ağır derken geçip gitti. İlk sene üniversite asıl şimdi başlıyor dersler yoğun ya geçemezsem kasvetiyle. İkinci sene, nasıl olsa üçüncü sene Erasmus'a gideceğim orda bir şey yemem veririmle. Üçüncü senem Erasmus'tayım yea şimdi hayatımın en özgür zamanı bir de diyetle bi uğraşacağımla geçip giderken, ardımda kalan dört senenin nasıl da bir arpa boyu bile yol gidememişken geçtiğinin ağırlığıyla yüzleştim.

     

Üniversite 1. sınıf, hayatımın en kilolu zamanları

Lise 3'te 20 kilo verdiğim zaman kafamda hep mezuniyette dal gibi olmalıyım motivasyonuyla ilerledim. Şimdi önümde bir başka mezuniyet var ve bu mezuniyet hayatımın son mezuniyeti. Bu mezuniyet, bana gerçek hayatın tüm çıplaklığının kapısını açan ve asıl mücadelenin başlangıcı olan bir mezuniyet. 

Bu sene, hayatımın en zor dönemini geçiriyorum. Vermem gereken 14 dersim, yazmam gereken bir tezim, yetiştirmem gereken işlerim, kazanmam gereken bir miktar para var. Belki de şu son dört senede en çok bahanemin olduğu ve inanılmaz stresli bir dönem bu... Ama hayır!

Ben, tam bir ay önce, artık bahane bulmayı, stresimi, duygusal dengesizliklerimi meşrulaştırıp kilo vermeyi ertelemeyi değil, bu hengamede bir de kilo verme işini araya sokup, pırıl pırıl mezun olmayı seçtim. Kolay olmayacak, biliyorum; ama başarabilecek gücü kendimde hissediyorum. Üniversite sınavında derece yapmak da kolay değildi; ama hem hedefim hem de o hedefe ulaşmanın metodolojisi belliydi. Çok ağladım, sızladım, bazen ölmek istedim, bazen vazgeçtim; ama başardım. Neden beni sürekli mutsuzluğa sevk eden bu sorunumdan da kurtulamayayım?

2 Eylül'de diyete başladığımda 124.5 kiloydum. Bugün 29 Eylül ve 118.5 kiloyum. Daha bir ay bile olmadan 6 kg verdim.

An itibariyle durum

İstiyorum ki bu blog hem benim diyet günlüğüm, hem de herkesin içinde kendi hikayesinden bir parça bulabileceği bir serüven olsun. Paylaşmayı çok seven bir insan olarak; bu yolda neler yaptığımı, nasıl bir yöntem izlediğimi, halet-i ruhiyemi, kafamdan geçenleri, endişelerimi herkesle paylaşmak istedim. Umarım siz de benimle birlikte hayatınıza çeki düzen vermeye karar verir, bir nebze de olsa ihtiyacınız olan motivasyonu bu blogda bulursunuz.

2 yorum:

  1. Selam, böyle zayıflama blogları olduğunu ilk defa görüyorum ve daha önce görmüş olsam da aralarında en açık sözlüsü seninki olurdu. umarım hedefine ulaşmışsındır. Yani hakkında hayırlısıysa eğer ;)

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil