Merhaba Arkadaşlar!
Herkese mutlu yıllar dilerim. Umarım herkes muhteşem bir yeni yıl akşamı geçirmiştir. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, yeni yılda diyeti bozacağımı söylemiştim. Nitekim sadece yeni yıl akşamıyla kalmayıp, bir sonraki gece saat 1.30 sularında bir büfede double chicken burger yiyerek diyeti bozdum. Bu double chicken burger'in içindeki tavuklar, panelenmiş ve kızartılmıştı. Neden böyle bir şey yaptın diye sorarsanız, asla aç değildim, fakat sadece o an canımın istediğini yiyebilmek istedim. Hani bazen normalde asla o kadar para vermeyeceğiniz bir şeyi ani bir kararla sırf bir kere de parasını düşünmeyeyim diye satın alıverirsiniz ya, o da benim için öyle bir andı sanırım. Özgürce yiyebilmek istedim, iyi halt ettim.
Burgeri yedikten yarım saat sonra midemde hafif bir rahatsızlık hissettim. Bir saat sonra eve geldiğimde midem öyle bir kaynıyordu ki, sanki bir sindirme problemi yaşıyor gibiydim. Bir bitki çayı içtim, yatağa yattım. Asla uyuyamıyordum. Midemdekiler ağzıma doğru gelmeye başladı. Tuvalete gidip burgerin bir kısmını çıkarmak zorunda kaldım.
En son böyle bir rahatsızlık yaşadığımda zehirlenmiştim ki çok daha sancılı ağrılarım olmuştu. Normalde midem çöplük gibi her şeyi sindirirdi. Gecenin hangi saatlerinde neler neler yiyip üzerine direkt yattığım kaç gece oldu, bir kez bile böyle bir şey yaşamadım. Neden böyle oldu acaba diye şaşırırken 4 aydır ağzıma kızarmış bir şey girmediğini anımsadım. 4 aydır tavuğu ızgara - haşlama ya da tavada suyla pişirerek yiyordum. Kusmuş olmama rağmen yüzümde saçma bir gülümsemeyle uykuya daldım. Eskiden 'ben kızartma yiyemiyorum bana çok ağır geliyor' diyen insanlar bana uzaylı gibi gelirken, şimdi ben de onlardan biri olmuştum. Kızartma yiyemiyor, yemek istesem bile midem kabul etmiyordu. Artık istesem de diyetimi -en azından kızartmayla- bozamayacaktım.
Sadece dört ay, düzenli ve dengeli beslenerek 10 küsür yıllık yeme alışkanlıklarımı geride bıraktığımı fark ettim. Evet yılbaşı akşamı pizza, kokoreç, votka - kola, baklava, kalburabastı gibi şeyler yedim; ama inanın bana yedikten sonra sırf yemek için yediğimi, o kadar özlemediğimi fark ettim. Mesela baklavalar aşırı şekerli geldi (ki normalde baklavayı çok severim). Zaten arkadaşlarım yanımda donut yerken bir ısırık* alıyorum ve onlar da aşırı şekerli geliyor. İçinde şeker olan her şey, geçen tadına baktığım salep dahil bana inanılmaz şekerli geliyor artık.
Yılbaşı akşamı her yerde cipsler atıştırmalıklar vardı ve bir kere bile elimi uzatıp da, bir tane cips bile yemediğimi, ertesi gün fark ettim. O gece kendime sınırsız yeme özgürlüğü tanımışken, bütün cipsleri kafamdan aşağıya dökmem gerekmiyor muydu halbuki? Şunu fark ettim ki, eğer artık başa dönemeyecek kadar uzun süredir diyetteyseniz ve verdiğiniz kilolar öyle az buz kilolar değilse, kıyamıyorsunuz. Üstelik dediğim gibi tüm metabolizmanız, mideniz, ruhunuz, psikolojiniz dahil değişiyor.
![]() |
| Oldukça samimiyetsiz bir görsel |
Yeni bir yıla girdik, artık yeni kararlar almanın ve onları bir an önce uygulamaya koymanın zamanı geldi. Diyeti ben de iki gün üst üste bozdum, ama sonra ağzımın payını aldım. Hala özlediğim yemekler yok mu, var tabi ki. Ama en azından panelenmiş, aşırı yağlı, ağır, kızartılmış şeyleri artık psikolojik olarak canım çekmiyor. Bu bile benim için muhteşem bir gelişme. 'Ben bugüne kadar bunları nasıl yemişim' demek inanın çok farklı bir his. Hala 107 küsür kilo olsam da, ruhen kendimi sağlıklı hissediyorum ve bu da beni inanılmaz bir şekilde motive ediyor.
Hemen bugün sağlıklı beslenmeye başlayın, zaman zaten durdurulabilen bir şey değil; siz fark etmeden akıp gidecek, 3 ay sonra her şeyin nasıl da değiştiğine siz bile inanamayacaksınız! Sadece zayıflamak için değil, iyi hissetmek için, herkes iyi beslenmeli. Hedef kiloma ulaştığımda şu an oturtmaya çalıştığım -ve kısmen de oturttuğum- yeme alışkanlıklarımın devam edeceğinden hiç şüphem yok.
Görüşürüz!
*bir ısırık kuralı: Bundan önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi benim diyetimde yasaklar yok. Dışarıya arkadaşlarımla çıktığımda onlar istediklerini yerken, ben ya yanımda götürdüğüm öğünümü yiyorum, ya da zaten evde yiyip çıkmış oluyorum; fakat bu onların yediği şeyleri canım çekmiyor anlamına gelmiyor. Ben de hem nefsim körelsin, hem de kendimi bir şeylerden 'mahrum' hissetmeyeyim diye ne yiyorlarsa ondan 'bir ısırık' ya da 'bir çatal' alıyorum. Bunun adını da 'bir ısırık kuralı' koydum. Oturup hepsini yersem, vicdan azabı çekeceğim; ama bir ısırık aldığımda hem on dakika sonra yediğimi unutuyorum, hem de tartıya zaten hiçbir şey yansımıyor.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder