''Normal'' ve ''standart''ların dışında görülen her şeyin bir öteye itildiği toplumda en çok yarayı bizler, yani bir şekilde ''normal'' görülmeyenler alıyoruz. LGBTİ bireyler, kadınlar, şişmanlar, Kürtler, Aleviler, asosyaller, ateistler, muhalifler, hatta kıllı kadınlar ve kılsız erkekler ve daha nicesi, dominant olanın öğretilmiş kısıtlı algısına göre ''öteki'' sayılıyor.
Bu konu hakkında binlerce şey söylenebilir, ama ben bu blogun ana teması çerçevesinde kalarak birazcık iç dökmek istedim.
Kadın olmanın başlı başına güzellik standardı hudutlarında yaşama zorunluluğu olduğu bu dünyada, elbette ki şişman bir kadın olmak, bizi içimizin ta en derinlerine kadar işlemiş bir sıkıntı ve mutsuzlukla yaşamaya mahkum ediyor. Kendimizi sevmemenin ağırlığına, etraftaki insanların vücudumuz ve görünüşümüz hakkındaki acımasız yorumları da eklenince duygusal buhranlar içine giriyoruz. Ne giyip ne giymememiz gerektiğini bile biz değil, egemen güzellik ve estetik anlayışları belirliyor. Ve biz sırf bu yüzden ne giyersek giyelim kendimizi hiçbir zaman iyi hissetmiyoruz. Dışarıda bir yerde yemek yerken bile sırf insanlar bir şey der diye çekiniyoruz. İki porsiyon söyleyemiyoruz mesela hiç, ya da ikinci bir dürümü isterken içimizi bir telaş kaplıyor. Bunları çocukluk yıllarımdan şu yaşıma kadar her an, her gün yaşadığım için iyi biliyorum.
Dolmuşa binerken bile ''ya bir kişilik yer kaldıysa ve ben o yere sığamazsam'' diye telaşlanacak kadar günlük hayatımızın her anına işlemiş bu kompleks ve ötekilik duygusunu bir de erkeklerle (ya da kadınlarla) yaşadığımız ikili ilişkilerde düşünün. Çoğumuzun ya hiç sevgilisi olmuyor, ya da bizi bir ''lütuf'' gibi ''böyle'' kabul etmiş erkeklerle problematik ilişkiler yaşıyoruz. Aslında ne yaşarsak yaşayalım, hiç iyi hissedemiyoruz. Komplekslerimiz bizi her an, her adımda takip ediyor.
Sonra biraz sirkelenip yenelim şu duyguyu, meydan okuyalım, savaşalım diyoruz. Nasıl olur bu? Saklamayalım hiçbir şeyi, dökelim içimizi diyoruz. ''Evet, şişmanım!'' diyelim. Kilomuzu bir nefeste söyleyiverelim karşımızdakine, ve ''Ne olmuş yani?'' diyelim. Belki böyle yaparsak kompleksli sanmazlar bizi diye düşünüp ekstra kompleksler üretiyoruz kendimize bir yandan. Ama biraz da gizli saklı kalmış bir şeyin ağızdan çıkması sanki omuzlarımızdan yük azaltıyormuş gibi geliyor.
Bir date'e çıkıyoruz güzel bir akşam. Restorana gidiyoruz, iki kişilik bir masaya otururken ''ben buraya sığmam'' gibi bir espri sıkıştırıveriyoruz araya. Şişman esprisi. Adam hafifçe gülümsüyor. Mönüden salata seçsek de olmaz, çok ağır bir şey de olmaz. Salata diyeti ve dolayısıyla şişmanlığı çağrıştırıyor, şimdi diyette misin diye sorarsa konu uzayacak. E öyle hapur hupur hamburger de yenmez. Şöyle tavuk ızgara gibi bir şey söylüyoruz. Bir yandan da içimiz içimize sığmıyor, muhabbetin içinde bir şekilde kendi şişmanlığımıza atıflar yapmak için. Adamın ne diyeceğini de merak ediyoruz bir yandan. Bir an geliyor ve ''tabi şişmanlarla pek çıkmıyorsundur sen'' gibi bir lafla kesiveriyoruz adamın lafını. Ve daha önce onlarca kez duyduğumuz cevap geliyor yine karşıdan: ''Neden öyle diyorsun, bence senin yüzün çok güzel.''
Neden mi öyle diyorum? Çünkü şişmanım be kardeşim. Ben kabul etmişim sen neden kabul edemiyorsun? Ne var yani bunu söylememde? Küfür mü ettim sanki? Sanki şişman olmak güzel olmanın karşıtıymış gibi? Ben zaten yüzüm çirkin demedim ki? Neden sanki kendime ''orospu çocuğuyum'' demişim gibi tepki gösteriyorsun? Neden şişmanlık erkeklerde sempatiklik olarak görülürken kadınlarda çirkinlik unsuru olarak adlediliyor? Zayıf olsam suratına bile bakmayacağım bir adam sırf beni ''böyle de'' beğeniyor diye ona mahkum olmak zorunda mıyım?
Bunlar hepimizin kafasında yıllarca, benzer hikayelerde geçen şeyler değil mi? Kimisi lafa ''aslında kilo versen...'' diye başlar, kimisi yüz güzelliğini ve zekanı övüp cümleye ''istesen yaparsın, verirsin kilo'' diye devam edip sözde cesaretlendirir... Ama aslında hiç sevilmeye ya da birlikte olmaya değer görmezler bizi.
Hiç olmadığınız bir kilodaki kadının neler hissettiğini bilmeden onunla alay edip egemen güzellik standartlarını yeniden üretmeyin. Bu sizi daha zayıf ve daha güzel/yakışıklı yapmaz. Sırtınızı sizin tarafınızdan bile belirlenmemiş standartlara dayayacağınıza, biraz da bu tarafa, yani ''çirkin''lerin, ''şişman''ların, ''kısa''ların tarafına geçin.
Yıllar boyunca içimde biriktirip kusmak istediklerimi, bir arkadaşımın söylemesi üzerine, Louie adlı dizinin bir bölümünün son 7 dakikasındaki monologda buldum. Bu yazıyı da bu video'da izleyeceğiniz sahnenin ekseninde geliştirdim.
İkili ilişkiler dünyasında kadın ve erkek çerçevesinde, şişman bir kadının siteminin anlatıldığı bu monologda sizin de kendinizden birçok şey bulacağınıza eminim. Bilhassa erkeklerin de izleyip yorumlaması beni çok mutlu eder.
Türkçe altyazısı olmadığı için üzgünüm, umarım herkes için anlaşılabilir olur bir şekilde.
Sarah Baker daha sonra canlandırdığı bu karakter için yaptığı röportajlarda çok güzel cümleler sarfetmiş. Çeviri yapmaya üşendiğim için İngilizce paylaşıyorum. Lütfen kusura bakmayın.
Obviously, weight is one thing, but there are a lot of reasons that women and men feel invisible when it comes to the dating world, you know? You can feel like you’re too old or maybe you have kids already or you’re divorced. So everybody brings some baggage to the dating world.” She was like, “This is just one reason that somebody might feel invisible.”
I would never say, "I’m fat," or call myself a fat girl. But I think her point -- my interpretation of the character’s point -- was this: She was upset that he was saying, "Oh, you’re not fat," and that [reaction] is not about the word. It’s about [the idea] that calling somebody fat would be the worst possible thing you could say about them. That was my interpretation. She was upset about it because the feeling behind it is, "Well, I can’t say you’re fat, because fat people are disgusting and I don’t want to say that you’re disgusting." That was my take on it.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder